Annem ve Hüzün

Annem için…

Annemin anlattıkları içimde her zaman “bunu anlatmalıyım, bunlar hiçbir zaman kaybolmamalı” fikrini doğurur. Bu fikir ve bu fikri gerçekleştirememenin acısı içimi yakar yakar kavurur. Annem konuştukça, onun geçmiş acılarına bir çare olamamak ve onun anılarının büyüsü, daha ben doğmadan yaşanmış şeyler ve benim çocukluğuma dair -benim de tanık olduğum yaşanmışlıkların verdiği nostalji hissi beni çok hüzünlendirir. İçimdeki telafisi -artık- mümkün olmayan bir öfke birikir. Öyle hissederim ki bu öfke ancak ben yazdıkça dağılacak ve ancak ben büyüyüp “adam” olduğum zaman çözülecek.

Devamı »

Reklamlar

Neden Atatürk, Neden Değil?

Çocukluğuma dönüp bu yıllarımı düşlesem, bir gün değil Atatürk hakkında bir eleştiri yazmak, onun dediklerinin, yaptıklarının yanlış olduğunu düşünmek bile aklıma gelmezdi.

Atatürk sevgisinin çok yoğun olarak işlendiği bir aile ortamında ve sosyal çevrede büyüdüm. Okul sıralarımda hep Atatürk gibi bir insan olmayı düşlediğim zamanları hatırlıyorum. O inatla okurdum ve onun sözündeki gibi “damarlarımda akan asil kanı hissederdim.” Bir gün büyüyecektim ve Türkiye’yi saplandığı o bataklıktan kurtaracaktım. Cumhurbaşkanı olacaktım; hayır,hayır! O biraz temsili bir makamdı, başbakan olup yürütmenin başına geçecektim -e daha piyasada Başkanlık sistemi yok… Türk milletinin şaha kaldıracaktım. İlk elime geçen atlaslara Misak-ı Milli sınırlarını da çizmiştim. Atatürk’ün istediği gibi. Bir gün mutlaka hepsi geri alınmalıydı. Çok anlasam da o zamanlar Türk Tarihi ile ilgili kitaplar okurdum, hatta Türk Tarih Tezi ve Güneş Dil Teorisi de ilgi alanımdaydı. Sümerlilerin Türk olduğu fikrine gerçekten kapılmış, bu milletin ihtişamlı geçmişi gözlerimi kamaştırmaya başlamıştı. Türk insanına yapılan haksızlıkları düşünür öfkelenirdim. Bir de Türkçe en güzel dildi benim için…

Devamı »

The Museum of Innocence

Indeed, this text was prepared for my final assignment of one of my courses. We are asked to write about our own choice to be added to Istanbul Encyclopaedia, which is the magnum opus of Reşad Ekrem Koçu a famous Turkish Historian. I did not think that I could really internalize Istanbul, so deciding was very hard for me.  However, I knew that if I write about Istanbul, absolutely I will be influenced from Orhan Pamuk, Orhan Pamuk is the name that introduced me Istanbul.  So, writing about The Museum of Innocence was not surprising for me. While I was naively thinking about how well my assignment would be, I again read The Museum of Innocence and the catalog of the museum The Innocence of Objects. I thought that this assignment would reflect my admiration for Orhan Pamuk, yet what is surprising is that this assignment is not like how I had dreamt of. However, I put this text here with the hope of someone can read this worthless sentences and a curiosity about the Museum of Innocence arises within him/her.

Devamı »

Palmiyelerin Gölgesi

Buluşma saatinden erken geldim. Yüreğimin yerinden çıkacakmışçasına kıpırdamasına daha fazla umursamazlık edemedim. Yıllardır onu görmüyor gibiyim bir yandan, bir yandan da sanki daha dün terk etmiş gibi beni sıcak hala içimdeki her şey. Aylardır onu aklımdan çıkarabilmek için verdiğim savaşı kazanamadım. Bir yakınımı kaybetmişçesine hayır en yakınımı kaybetmişçesine bir şoka girmiştim, önce, Canan benim ellerimden kayınca. Günlerce ne yapacağımı bilemedim, kabullenemedim, ne yaptığımı düşündüm ve onsuz ne yapacağımı bu koca evrende. Her şeye ama her şeye yeniden anlam kazandırmak zorundaymışım gibiydi bu terk ediliş. Şimdi ben şehrin deniz kıyısındaki bu kafesinde otururken mesela, mavi dalgalar yüzüme vururcasına çarpıyor kayalıklara, karşımda duran şu güzelim palmiyeye yeniden anlam vermeliydim.

Devamı »

Cesur Bir Kadının Hikayesi: Nuriye Ulviye Mevlan

Bugünkü hikaye oldukça cesur bir kadını konu ediniyor: Nuriye Ulviye Mevlan Civelek. Pek çoğunuz bu ismi daha önce duymamıştır. Son günlere kadar ben de bilmiyordum fakat biraz araştırınca önümde açılan hayat hikayesi bana oldukça ilginç ve kayda değer geldi. Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk feminist kadın dergisinin ve Müdâfaa-i Hukuk-ı Nisvan (Kadınlar) Cemiyeti isimli kadın hakları derneğinin kurucusundan bahsediyorum; Nuriye Ulviye Mevlan, hayat hikayesinin bugün dünyanın neresinde olursa olsun ezilmekte olan kadınlara umut ve ilham vermesi dileğiyle…

Devamı »

Zorba ve Hayatın Anlamı

Nikos Kazancakis’in Zorba isimli kitabında okuduğum her satır gözümün önünde bir pencere açar; Akdeniz’in maviliği alabildiğine, güneş batıyordur ve batarken turuncuya boyuyordur bütün gökyüzünü, geceyle olan savaşını kaybetmek istemezcesine, ilerde bir sandal zamanın içinde değil, hayır sadece bir anın, şimdinin içinde, geçmişle geleceği belirleyen o sınırda -kim bilir Aristoteles de bir denizin kıyısında bekleyip varmıştır bu kanıya!- bir o yana bir bu yana salınmaktadır. Sandalın içindeki beyaz sakallı yüzü güneşte kavrulmuş ihtiyar hafif bir tebessümle bakmaktadır, geçmişe ve meçhul geleceğe… Zorba değil bu, Kazancakis’in Zorba’sı kel ve palabıyıklıdır, benim ihtiyarım ise aynı Zorba gibi çok görmüş geçirmiştir gerçi ama farklıdır ondan. Sevdikleri, yaşanmışlıkları, düşündükleri, ve bu hayatla verdiği mücadele yüzünün derin hatlarından okunmaktadır.

Devamı »

Sokrates

Pek çokları tarafından Batı felsefesinin kurucu figürü olarak görülen Sokrates (469-399 M.Ö.), Yunan filozofu imgesinin en bilinen örneği ve Yunan filozoflarının en tuhafıdır. Sokrates, Pericles’in Atina’sının altın çağında büyüdü, övgüye değer bir askerdi ama en çok her şeyi ve herkesi sorgulayan biri olarak bilindi. Sokrates’in öğretme metodu – Sokrates Metodu olarak ölümsüzleşti- direk bilgiyi taşımak yerine soruyu berraklaştırdıktan sonra öğrencileri kendi kavrayışlarına ulaşa kadar soru sormaktı. Kendisi hiçbir şey yazmamıştı, bu nedenle onun hakkında bildiğimiz her şey çağdaşlarının ve takipçilerinin, en çok da öğrencisi Platon’un yazdıklarından süzülmüştür. Sokrates, genç Atinalıları yoldan çıkarmakla suçlanmıştı ve bu nedenle ölümle cezalandırıldı. Kaçmayı seçmedi, bunun yerine celladın baldıran zehrini içmeden önce son günlerini arkadaşlarının eşliğinde geçirdi.

Devamı »

Mezhep, İhtiyarlık, Çatışma ve Güneş Işığı

Büyüklerim ne der bilmiyorum, yazının hafifletici sebebine sığınarak aklıma düşenleri kâğıda dizeceğim. Sabah erken uyandım. Amcamın (bkz. bu yazı ) ev sahipliği yaptığı namaza gidecektim. Bugünlerde içinde bulunduğum, geçici olduğunu tahmin ettiğim ama nasıl ve ne zaman geçeceğini bilmediğim bir ruhsal çıkmazın etkisiyle biraz geç uyandım, sessizce hazırlandım ve öz amcamla beraber namaza yetiştik. Namazın yapılacağı türbenin çevresi oldukça kalabalıktı (Yaşadığım yerde büyüklü küçüklü çok sayıda türbeyi her yerde görebilirsiniz, kimi zaman bir ev ile aynı metrekareyi samimiyetle paylaşır bir türbe, kimi zaman ıssız bir dağ başında yalnızlığının bütün bilgeliğiyle durur). Büyük bir şehrin hemen yanı başında, onunla iç içe ve gelişmeye başlayan samimi bir deniz kenarı kasabasının yeni nesil yazlık sitelerinin yanındaydı bu türbe. Hava yağmurlu. Etraftaki ağaçlar içimi açıyor güneşi görmesem de ama arabalar ve yan taraftaki yazlık site biraz içine gireceğim manevi anın büyüsünü şimdiden engelliyor. Yine de denize bu kadar yakın olduğumu –tahmini 100 adım- bilmek beni mutlu ediyor. Kokusunu ve havasını göğüs kafesime dolduruyorum.

Devamı »

Bir fakir Orhan Veli

Bir metni yazarından bağımsız düşünmek oldukça zor olduğu gibi bu metin bir şiir olduğu zaman şair ile metin arasındaki bağlantı daha da güçlenir. Klasik şiir anlayışını yıkıp yerine eski şiire aşina olanların anlaşılmaz bulduğu bir şiir anlayışı getiren, bu şiirlerinde gündelik hayattan, gündelik insanlardan, her zaman her yerde rastladığımız Süleyman Efendi’den bahseden; klasik şiirin etrafında dönüp durduğu temalardan sıyrılan, arkadaşına mektup yazarken, sarhoşken, meyhanedeyken, hatta çocukken kullandığı dili şiirlerinin içine sindiren Orhan Veli söz konusu olduğunda ise şiirlerini okurken onu yansıtan pek çok nokta yakalayacak olmamız hiç şaşırtıcı değil.

Devamı »

Küresel Bir Sorun: Açlık

Oldukça adaletsiz bir dünyada yaşıyoruz. Bu tartışmasız bir gerçek olduğu gibi ne yazık ki bu gerçek tarih boyunca hiç değişmemiş. En azından tarihi kontrol altına alabildiğimiz 5500 yıldır değişen hiçbir şey olmadığını görebiliyoruz; bir tarafta karnını doyurabilen insanlar varken diğer tarafta bu gece de yatağa aç gidecek insanlar var. Gündelik hayatımızın koşuşturması içerisinde açlık, yani bu gün dünya üzerinde yaklaşık 805 milyon insanın yiyecek bir şey bulamayacak olması veya yetersiz beslenecek olması, göz ardı ettiğimiz bir dünya sorunu. Dilerdim ki elimden daha fazlası gelsin ama bu yazıda en azından konuyla alakalı bazı istatistiklere değinip en azından bir bilinç oluşturmayı amaçlıyorum. Ve bir umudum var, giderek bireysel özgürlüklerin ve yaratıcılığın arttığı bir dünyada her ne kadar kronik sorunlara bir çözüm bulunamasa da yine de eskisinden daha çok olanağa sahibiz bu sorunları ortadan kaldırmak için.

Devamı »