Bu Kağıdın Bir Uçan Halı Olması Dileğiyle

Bu öykü üniversitede hazırlık sınıfındayken bir yarışma için yazdığım ilk öyküm. Fazlasıyla romantik ve fazlasıyla amatörce. Zaten yarışma için hazırladığım bu metni kendime güvenemeyip ve kendime saklamak isteyip yarışmaya da göndermemiştim. Sonrası ise kaldı işte öyle.. Fakat, her ne olursa olsun bunu paylaşmak istedim. Benim ilk öyküm ve bu bloğun ilk yazısı.

Evet biliyorum -kitabı okuyanlar anımsayacaktır- öyküdeki karakter Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar adlı kitabından fırlamışçasına haykırır bu dünyaya, aynı karakter Orhan Pamuk’a da çok özenir aslında. Bir de Binbir Gece Masalları. İnsanlık edebiyatının bu üç değeri öyküde kendilerine yer buluyor ve ben haddim olmayarak onları taklit etmeye çalışıyorum. Öyküye geçmeden bu nedenle okuyucularımın da affına sığınıyorum.

Bu Kağıdın Bir Uçan Halı Olması Dileğiyle

Klasik bir aşk öyküsü uyarısında bulunmak zorundayım, okurlarım burun kıvırmasın. Zira her aşk kendine mahsustur. İster bir gün sürsün, bir bakışma kadar kısa; ister asırlar boyu sonsuza uzanırcasına. Dört yıl önce – evet sadece dört yıl, bu dört yıl boyunca, ne hızlı geçmiş dersin zaman, ama masamın önüne yığılı anılara bakınca dört asır, bir ömür gibi geliyor bu dört yıl, zihnimin derinliklerine dalmak istediğimde ise çıkamıyorum, şehrin bitimine yakında bir yerdeki bir sokak lambasının ışığına takılı kalıyorum, bunu yazmayı bitirip gidip onu bulacağım, evet! Tek tek üzerinden geçeceğiz bütün anıların! – onu ilk gördüğüm zaman, bu kadar bağımlılık yaratacağını hiç düşünmemiştim. Bir insan sizin hayatınızı tümden değiştirecek bir güce nasıl sahip olabilir? Üstelik hiçbir şey yapmadan, tek bakışıyla? O zaman anlayamamıştım. Şimdi anlıyorum işte. İnsan âşık olunca daha iyi kavrayabiliyor dünyayı. Fizik gibi, din gibi, felsefe gibi bir şey âşık olmak. Onu bu kadar seveceğim de elbette aklıma gelmezdi. Onunla yaşayacağımız günleri de hiç hayal etmemiştim. Öyle romantik biri değilim, sevgili okurlar. Ama dört yıl önceydi. Bir gün geldi tek hayalim oldu.

Zaten yaşanan onca güzel günden sonra, şimdi uzak bir şehirde yaşıyorsanız, sizde böylesine bağımlılık haline gelen birinin; gereksiz insan yığınlarından uzak kaldığınızda, bazen dalgaların mırıltısına, bazen rüzgârın ninnisine, bazen yeşilin ve doğanın esrarengizliğine, bazen yıldızların ve kara sonsuzluğun olağanüstülüğüne dalarsanız eğer veya çaresiz kalırsanız karşılaştığınız en ufak zorlukta –çünkü o yanınızda değildir- onu düşünmekten, hayal etmekten başka ne yapabilirsiniz?

Hayallerin sınırı yok. Onu ilk gördüğüm yere (şehrin garip bir sokağında garip bir yer) gidip otursam ve beklesem o günkü duygularımı yeniden yaşar mıyım acaba? Veya zamanı oradan başlatmanın bir yolu yok mudur, Allahım? Ne konuşacağımızı bilmeden dururuz bir süre, nasıl devam ettireceğimizi bilmeden konuşmaya başlarız sonra. Neden bahsediyorum ben!  Her zaman hayal âleminde yaşadığım yetmiyormuş gibi yine iyimser konuşmaya çalışıyorum. ”Olmayacakmış, sonsuza kadar” dün öyle dedi! Ben ister inanayım ister inanmayayım! İnsanın gerçekleşmeyeceğini bildiği halde, sabah-öğle-akşam, günün her anı olmayacak hayalleri olacakmış gibi bir ciddiyetle kurması kadar acı bir şey var mıdır şu hayatta? Bir yandan yaşarsın, yaşadığını sanırsın, ama oysaki yaşadığın yer burası değildir. Bu elle dokunduğumuz, gözle gördüğümüz dünya değildir. Orası hep iyi hep ulaşılmazdır. Biz insanlar hep ulaşacağımızı hayal ederiz o masal diyarına. Elimde kalem bu satırları karalamamın nedeni de bu değil mi? Bu kâğıdın Binbir Gece Masallarındaki uçan halı misali havalanıp beni o masal diyarına götüreceği hayali… Kendimi acındırmıyorum sevgili okurlar, yanlış anlaşılmasın. Derdim başka benim, gönlünüze seslenmek istiyorum ve samimiyetle soruyorum. Demek istediğim hiç yaşanmamış gibi tekrar edilmek istenen anlar vardır, bugünün tecrübesiyle. Öyle bir an olmalıdır ki o, çok sağlam atmanız gerekir tohumları, sarmaşıklar sizi sonsuza kadar sarsın. Ama olmaz, olmayacak; biliyorum, biliyoruz. Bu işte hayatın en acı yanı değil midir? Bizler bir garip insanlarız, burası bir garip dünya. Düşünürdüm, o  günleri yaşarken, tuttuğum elin sonsuza kadar avucumun içinde olacağını. Ama gün geliyor, uğursuz bir gece tüm gerçekleri yüzünüze vuruyor. Zaman bu, sahi zamana karşı, o yıkıcılığa karşı ne direnebilir ki? Boşuna avutmuşum kendimi, olmayacak hayaller kurarken.

Kendime soruyorum ama cevap yok. Ben o yolu yürüyemeyeceksem artık onu görmek için, ayaklarım beni ona götüremeyecekse, o yoldaki her ev, her köşe başka bir anlam taşıyamayacaksa artık, söyleyin bana her geçişimde beni kahretmekten başka ne işe yarayacak o yol? Bu şehir onunla bu kadar güzelse -bakın aynı yerde nefes alıyoruz hala, o benim dört kilometre ötemde, canlı bir varlık, nefes alıyor, nefes veriyor, güzelim saçları eğer balkondaysa ne güzel parlıyordur bu kış güneşinin altında, kimi düşünüyor, neyi düşünüyor? Allah’ım, ne düşünüyor?- ve artık o yoksa baktığım her köşe, her kaldırım taşı, her ağaç, her biçimsiz apartman, her sokak, güneşin her batışı, bu şehrin kuzeyinden güneyine doğusundan batısına her şey, her yer, herkes onu bana anımsatmaktan başka, beni kahretmekten başka ne işe yarayacak! Böyle yazıldıysa eğer, itirazım var benim bu ilahi hükme! Şehrin 15 kilometre uzağında güneşin batışını beraber izleyebilirdik, kimsenin uğramadığı bir iskelede siyah ve çirkin yengeçleri sayabilirdik, saçma sapan müziklerimizi açıp birbirimizle dalga geçer, sonra birbirimize küsebilirdik, bu sefer şehrin 30 kilometre uzağına gider ağaçlar arasında kendimizi kaybederdik veya oturup oturduğumuz yerde aynı işi bir kitabın kelimelerinde de görebilirdik. Çünkü buydu benim büyük hayalim. Yalnız yaşayan, kendine başka bir dünya kurmuş bir insan o dünyanın atmosferi bir gün vazgeçerse yaptığı hayati işten, nasıl sürdürebilir içindeki canlı yaşamını?

Ne yıkıcı şu zaman! Oysa iki gün önce otobüs ağır ağır ilerlerken cama yasladığım beynimin içinde hiç böyle düşünceler yoktu, onu görecektim. Daha ne olsundu! Heyecandan titredim o beni görüp de görmemezlikten gelene kadar. Bir insanın hayalleriyle böyle oynayamazsınız, sevgili okurlar. Böyle geçip de gidemezsiniz yaşanan günlerin üzerinden, acımasızca. Silip atamazsınız her şeyi yüreğinizin derinliklerine bu kadar kolay. Eğer yapabiliyorsanız ‘’kötü kalpli’’ olmaya adaysınızdır. Dün öyle demedim mi zaten ona ‘’Sen kötü kalplisin, Canan! Kötü kalpli!’’. Benim meleğim, nasıl olur? Zaman! Sen mi yapıyorsun bunu, doğruyu söyle! Senin sihrin mi tüm o güzel duyguları, o güzelim gözlerinden silen? Doğruyu söyle…

İnanır mısınız, o güzelim gözleri son kez gördüğümü düşünmüyorum. Hala iyimserim görüyor musunuz? Anlamalısınız, beni ayakta tutan bu. Beni kalbimde kırılgan bir umutla o kötü andan sonra, kapısına götüren de bu iyimserlik, boynuma atlamasını beklememe neden olan da. O güzelim gözleri bana daha önce hiç öyle bakmamıştı. Hiç acımasız olmamıştı bu kadar, bundan sonra da olamaz. Canan o, benim dört yıldır tanıdığım kadın! Olamaz değil mi böyle bir şey? Dün gece bir şakaydı, gelecekte aramızda hatırlayıp gülüşeceğimiz. Ben o gözleri bir daha öyle görmeye dayanamam sevgili okurlar, şimdi izin verin gidip o sokak lambasını bulacağım. Üzerinden tek tek anılarımı toplayacağım…

*

Gittim. Ne sandınız ya? Gitmeyeceğimi falan mı düşündünüz? Topladım tek tek iyi-kötü günlerimizi. ‘’O köşe başını hatırladın mı Canan? Yıldızları, sağ taraftakini, dolunayın üç parmak uzağında olanı peki? Rüzgârın o güzelim saçlarını –hiç de hoş olmayan biçimde!- savurduğu o esrarengiz geceyi, dev gibi otların arasında bisikletlerimizle kendimizi kaybettikten sonra soluklanırken bize en güzel, en pembe halini gösteren gün batımını?’’ Yüzüme bak Canan. Yine kırılgan bir umut, yine ben. Son kez görmeyeceğimi söylemiştim gözlerini. Gözlerin ne zaman bana bu kadar acımasız bakmaya başladı Canan? Yanaklarına –yanakların diyorum, senin yanakların!- yüklenen o masumiyetle, gözlerindeki bu kin nasıl bir tezat örneğidir biliyor musun Canan? Ben buradayım hala, bekliyorum, kollarının beni sarmasını. Sen gözlerini, nereye gitsem beni takip eden kokunu, hayallerimizi alıp nereye gidiyorsun Canan? Gitme.

28.12.2014

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s