Bizim Büyük Çaresizliğimiz, Barış Bıçakçı

(Bizim Büyük Çaresizliğimiz, Barış Bıçakçı [İletişim, 14. Baskı, 2016])

Üç gün önce, bir başka yılgınlık ve hüzün gecesinde Beşiktaş’ta Mephisto’ya girdiğimde dakikalarca gözlerim başka rafları gezse de içimden bir ses ve benliğim sonunda bu kitabı alıp çıkacağımı biliyordu. Belki içinde bulunduğum çaresizliğe bir çare, belki de bir yoldaş arıyordum. Bahçeşehir Üniversitesi durağının önünde beklerken beni Tarabya’ya taşıyacak otobüsü, ilk sayfası okudum ve doğru kararı verdiğimi anladım:

Her şeyin geçip gittiğine, yaşadıklarımızın geçmişte kaldığına kim inandırabilir bizi? Anılarımızı avuç dolusu su gibi her sabah yüzümüze çarpmanın işe yaramayacağına kim inandırabilir?

Tanıklarla, kanıtlarla, uygun adım yürümek için ikide bir ayak değiştirme imkânı veren gerçeklerle ne kadar üstümüze gelseler, boşuna! İnanmayız. ”Geçen bir şey yok!” diye bağırırız. ”Her şey tam şimdi yaşanıyor!” (5)

Anladım anlamasına ama daha fazla devam edemedim okumaya, karşılaşacaklarımdan korktum. Bugün cesaretimi toplayıp, bu kitabı okumaya karar verdiğimde, korkumun yersiz olmadığını fark ettim. Bizim Büyük Çaresizliğimiz beni çok rahatsız etti. Yer yer dişlerimi sıktığımı, ellerimi yumruk haline getirdiğimi ve okumayı sık sık kesip uzaklara daldığımı hatırlıyorum. Ne rahatsız etmişti beni böyle? Kafamın içinde uçuşanları bir düzene oturtmaya çalışsam, çok kalabalık olacağını düşündüğüm listeyi biraz olsun kısaltabilirim: Aşkın bencilliği tabiki -bazen haber vermez sizi gelip işgal edeceğini; bazen haber verse bile sizin yapabileceğiniz hiçbir şey olmaz, aşk bu!- ilk sırayı hakkeder, yine onun kanımı ısıtan adaletsizliği -sen hazırsın ömrünü vermeye, peki ya biz insanların en büyük zaaflarından biri de dünyayı karşımızdaki insanın gözleriyle görmekteki başarısızlığımız değil mi?- bir de onun çocuksu yaramazlığı ile iktidar hırsı -mantığı ele geçirir, bütün dünyaya ve hayallerine o yön verir olur! Yakup Kadri’nin deyimiyle ”etteki sır, kadınlık ve erkeklik”, sen yüzüne bakmaya kıyamazsın haya bahçelerin hiç olmadık eğretilemeler yapar onun her bir hareketine, yine de dışarda başka insanlar olduğu gerçeğinden kaçamazsın. Ölüm! Ölüm ise, işte bu en hafifi kalıyor, peki ya her şeyin gelip geçiciliği? İşte ben buna dayanamıyorum!

Uzağımızdaki her şey biraz olağanüstüdür, olduğundan biraz daha fazladır. (105)

Rahatsızlık verdi vermesine ama kitabın kendine has kurgusu, konusu, yazarın dili kullanmadaki yetkinliği ve sözcüklerle oldukça hoş bir şekilde yeni yapılar kurması (”[…]seyrek kirpiklerinin süpüremediği koyu bakışları vardı.”[sf. 69]) kitabı, yazarın deyimiyle ”(…) hayatımızın uzun mihnet, lezzetsizlik, renksizlik ve keder devrelerinin arasına serpiştirilmiş kısa saadet dakikalarını (sf.139)” yaşamak için okuyabileceğimiz bir eser haline getiriyor; değil mi ki alışan bünyelere hüzün, kahkalarla gülünen o mutlu çocukluk günlerinden daha büyük tat verir. Kalpteki acı ve sızlamama mı acaba yaşadığını hissettirir bu insanlara?

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s