Rönesans ve Rönesans’ın Avrupa Dışı Kaynakları

Rönesans çoğunlukla modern Avrupa toplumunun ve bireyselliğin doğuşu olarak değerlendirilen tartışmalı bir tarihsel periyottur. Tartışmalı olduğu için de pek çok başka örnekte olduğu gibi tarihsel sınırlarını belirlemek oldukça zor. Fakat, en çok kabul edilen yaklaşım Rönesans’ın 1330-40’larda yani ilk hümanist Petrarca’nın yaşadığı dönemde başlayıp, 17. yy.’a kadar devam ettiğini kabul eder. Bu periyod Hıristiyan Avrupa’nın sınırlarına ve Ortaçağlı atalarının kurduğu dünya görüşüne hapsolmuş insanların kendi zincirlerini kırmaları ile gelişmeye başladı. Bu insanlar hem Rönesans’ı ortaya çıkardı, hem de Rönesans onları geliştirdi.

Ressamlar onu çizerken, hümanistler onun hakkında düşündü, heykeltıraşlar antik modellerin etkisinde onun kusursuz formunu gösterdi, şairler ve oyun yazarları onu Ortaçağlı atalarından ayıran iç çatışmalarına ve yeni uyanmış tutkularına ses verdi. [Gerald MacLean, Introduction: Re-Orienting the Renaissance (New York: Palgrave Macmillan, 2005),2.]

Bu periyodun en ayırıcı özelliklerinden biri Avrupa toplumunun bilim, sanat ve ticaret dahil neredeyse her alanda gelişmesiydi. Bu dönemin bilginleri ve sanatçıları kendilerini sadece geriye, Ortaçağ’dan önceki dönemde verilmiş antik eserlere bakarak geliştirebileceklerini düşünüyorlardı. Peter Burke, ” hümanistlere göre ileriye giden yolun geçmişe gitmek ve kendilerinden daha üstün bir kültür geliştirmiş olan yazar ve bilginleri taklit etmek” olduğunu savunur. Bu üstün kültürler Antik Yunan ve Roma kültürleriydi; ilki Yunanistan’da gelişmişti ve Plato ve Aristo gibi filozofları yetiştirmişti, ikincisi ise İtalyan Yarımadası’nda serpilmişti. Fakat, Roma İmparatorluğu egemenlik sahasını tüm Akdeniz, Yakın Doğu çevresi, Fransa ve İngiltere’ye kadar genişletti. Bu kültüden Cicero gibi erken dönem Hümanistlerini oldukça etkileyen düşünürler çıktı.

Rönesans’ın önde gelen düşünürleri Avrupa’yı Orta Çağ boyunca domaine eden şeyleri eleştirdi: Aristo felsefesi, Hıristiyan Kilisesi’nin dogmatik görüşleri.. Ayrıca bu dönemin seçkin sanatçıları Gotik sanata karşı direnerek basitlik ve saflığı savundu.

Rönesans’ın ilk kıvılcımları İtalya’da ortaya çıktı. Avrupa’nın geri kalanından daha seküler olan İtalyan şehir devletleri ve bu şehir devletlerinde yaşayan, yeni bir sosyal sınıf oluşturan bankacı ve tüccar elitler Rönesans’ı canlandırdı. Avrupa’daki Yüzyıl Savaşları bittiğinde, kıta kendini Kuzey ve Güney arasındaki ticaretin canlandığı yepyeni bir dönemde bulmuştu. Ayrıca, Haçlı Seferleri’nden sonra Akdeniz’i  ve Doğu-Batı ticaretini domine eden İtalyan tüccarlar Avrupa’yı egzotik ve lüks mallarla tanıştırmıştı. Bu ticaret ilişkileri Rönesans’ın hamiliğini yapan İtalyan şehir devletlerini ve tüccar aileleri zenginleştirmişti.

Antik kültürlerin yeniden canlandırılmasından bahseden ilk kişi Giorgio Vasari idi. Medici ailesi ve papalara hizmet eden popüler bir mimar ve ressam olan Vasari daha sonra ”Rönesans sanatının incili” haline gelen Büyük Ressamların, Heykeltıraşların ve Mimarların hayatını yazmıştı ve la rinascita (yeniden doğuş) terimini kullanmıştı. Fakat, Rönesans’ın kapsamı sadece bu terimle sınırlandırılmadı. Her nesil kendi yaklaşım ve eğilimlerini Rönesans’a empoze ederken iki isim öne çıktı: Jules Michelet ve Jacob Burckhardt. Bir Fransız milliyetçisi olan Julet Michelet, ilk defa Renaissance kelimesini kullanan isimdi. O, Fransa Tarihi’ni yazıp, 1855’te 7. cilt olan Rönesans’ı yayımlayana kadar, Rönesans terimi belli bir tarihsel periyodu tanımlamak için kullanılmamıştı. Ona göre Rönesans, Avrupa Tarihi’nin Orta Çağ’dan kırılma anıydı ve ”modern insanlık anlayışını ve modern anlamda insanın bu dünyadaki yerini” yaratmıştı. Fakat, onun Rönesans’ı İtalya’da değil Fransa’da 16. yy.’da ortaya çıkmıştı. Michelet, ateşli bir Fransız İhtilali destekçisiydi ve elbette onun yaklaşımı kendi önyargılarını ve kendi anlayışını yansıtıyordu. Bir diğer önemli bilgin, İsviçreli tarihçi Jacob Burckhardt neredeyse Rönesans hakkında düşündüğümüz her şeyin yaratıcısıydı. Karl Brundi bu konuda, ”Rönesans hakkında düşündüğümüz her şey Jacob Burckhardt’ın yorumudur.” der. Fakat yine Michelet gibi, Burckhardt’ın eseri olan The Civilization of the Renaissance in Italy yazarın ”hem kişiliğini hem de en azından kendi neslinin önyargılarını” yansıtır. Jerry Brotton bu konuda, ”Michelet, Rönesans düşüncesini icat etti ama İsviçreli Jacob Burckhardt onu bir 15. yy. İtalyan fenomeni olarak tanımladı.” der. Her iki bilginin de yaşadığı çağın Avrupa’nın yıkıcı bir şekilde kendi egemenliğini ve üstünlüğünü tüm dünyaya empoze ettiği ve kurduğu bir dönem olması pek de şaşırtıcı değil. Fakat fikirleri hakkındaki asıl problem Rönesans tanımlarının sadece Avrupa medeniyetinin başarılarını ve üstünlüğünü kutlaması.

Michelet ve Burckhardt tarafından tanımlanan Rönesans adamı beyaz, erkek, kültürlü ve kültürel üstünlüğüne inanmıştı. [Jerry Brotton, The Renaissance Bazaar (New York: Oxford University Press, 2003), 33.]

Fakat, Rönesans ”ötekilerin” bilhassa Doğu’nun rolünü incelemeden anlaşılamaz. Son çalışmalar ve görsel kanıtlar gösteriyor ki ”öteki” kültürlerin Rönesans’a katkısı oldukça fazla. Bu hakikat Gerald MacLean tarafından şöyle açıklanıyor:

Doğu’dan gelen mallar ve beceriler olmasaydı, Avrupa Rönesans’ı ile ilişkilendirilen pek çok başarı olmazdı; Hıristiyan ve Müslüman prensler ve aristokratlar arasında zenginliklerini ve muhteşemliklerini göstermek için süregelen rekabet olmasaydı bu dönemin sanatsal başarıları aldıkları formları alamazdı. [Gerald MacLean, Introduction: Re-Orienting the Renaissance (New York: Palgrave Macmillan, 2005), 1.]

MacLean’e göre ayrıca Rönesans, ”Hıristiyan Avrupa ve onun Helenistik geçmişinden çok daha fazlasını” kapsıyordu. Ayrıca, Lisa Jardine’in Wordly Goods: A New History of the Renaissance  adlı kitabı, Doğu-Batı arasındaki ticareti Rönesans’ın merkezine koyar ve İstanbul’u bir Rönesans şehri olarak değerlendirir. Jerry Brotton bu konuda şöyle der:

Baharatın, ipeğin, halıların, porselenlerin, İtalyan çinilerinin, porfirin, cam eşyaların ve boyaların Müslüman İspanya’nın, Memluk Mısır’ın, Osmanlı Türkiye’sinin, İran’ın Doğulu pazarlarından ve Çin ile Avrupa arasındaki İpek Yolu’ndan sürekli akışı Bellini, van Eyck, Dürer ve Alberti’nin sanatı ve mimarisi için gerekli materyalleri ve ilhamı sağladı.[Jerry Brotton, The Renaissance Bazaar (New York: Oxford University Press, 2003), 1.]

Peter Burke ayrıca Bizans İmparatorluğu ve Arapların, Hıristiyan Avrupa ile ilişkisinin Klasik geleneğin Batı tarafından yeniden yorumlanmasında bir etki olduğunu savunur.

the-ambassadors
Hans Holbein, The Ambassadors, 1533. National Gallery, London

.

Bazı sanat eserleri bu tarihçilerin dediklerini kanıtlar nitelikte. Ben bugünkü yazımda üç Rönesans dönemi sanat eserine yoğunlaşmak istiyorum. İlki Hans Halbein’in The Ambassadors (1533) adlı, Rönesans hakkındaki nerdeyse tüm temaları barındıran tablosu. Bu tablo, ”İki Rönesans adamının dünyasının detaylı ve kusursuz bir reprodüksiyonu”. Tabloya baktığımızda ise ”modern kişilik ve bireyselliğin ortaya çıktığını” görüyoruz. Tablonun bir diğer özelliği ise Avrupa Rönesans’ının üzerindeki doğulu etkiyi açığa vurması. Öncelikle, tablonun özneleri olan Dinteville ve Selve’nin neden 1533’te Londra’da olduğunu bilmek, üst raftaki Osmanlı halısının rolünü açıklıyor. Dinteville and Selve, Fransız elçiler olarak İngiliz Kralı Henry, Fransız Kralı Francis ve Osmanlı Sultanı Süleyman arasında Habsburg İmparatoru, V. Şarl’a karşı politik bir beraberlik kurmak için oradaydılar. Üst raftaki halı, ”Osmanlıların ve Osmanlı topraklarının Rönesans’ın kültürel, ticari ve politik havzasının bir parçası” olduğunu öne sürer. Dahası, resimdeki pek çok obje Doğu orijinlidir. Örneğin, üst raftaki pek çok araç Arap ve Yahudi astronomlar tarafından icat edilmiştir. Bu araçlar aynı zaman Avrupalı denizcilere uzun mesafeli yolculuklarında yardım etmiştir. Ayrıca, öznelerin giydikleri kıyafetler ve odanın dekoru Doğulu motiflere sahiptir.

gentile-and-giovanni-bellini-st-mark-preaching-in-alexandria-1504-7-oil-on-canvas-pinacoteca-di-brera-milan
Gentile and Giovanni Bellini, St. Mark Preaching in Alexandria (1504-7), Pinacoteca di Brera, Milan.

Bu konu hakkında bir diğer başyapıt ise Gentile ve Giovanni Bellini’nin St. Mark Preaching in Alexandria adlı tablosu. Aziz Mark, İskenderiye’deki kilisenin kurucusu ve Venedik’in koruyucu azizi, bir minberin (kürsü?) üzerinde dururken bir grup doğulu kadına vaaz verirken tasvir edilmiş. Aziz Mark’ın arkasında bir grup Venedikli soylu duruyor, önünde ise pek çok doğulu figür; Mısırlı Memluklar, Kuzey Afrikalı Morolar, Osmanlılar, İranlılar, Etiyopyalılar… Tablodaki bütün hareket tablonun alt kısmında yaşanırken, tablonun arka planı İskenderiye manzarası ile kaplanmış. Arka planda ilk göze çarpan şey Venedik’teki San Marco Kilisesi’nin ve İstanbul’daki Ayasofya’nın bir karışımı olan kubbeli, Bizans stili bir bazilika. Mısır tarzı kiremitler ve parmaklıklarla kaplı evler ve halılar doğulu atmosferi güçlendiriyor. Minareler ve sütunlar tabloyu tamamlıyor. Doğrusu, tablo tam anlamıyla ” bir batılı kiliseyi ve bir doğulu pazaryerini andıran, toplulukların ve kültürlerin bir karışımının” bir yansıması.

Gentile ve Giovanni Bellini’nin Venedikli ressamlar olması Venedik’in Doğu ve Batı arasındaki ticari arabulucu rolünü akla getiriyor. Rönesans’ın kültürel başarıları ticaret ve finansa bağlı olduğundan, Doğu ile ticaretin başrollerinden Venedik, Rönesans Avrupası’nı derinden etkilemişti.

Doğu dünyasının Londra’dan Venedik’e toplumunu tüketim alışkanlıkları ve kültürleri üzerindeki etkisi kademeli ama derindi. Yemekten resme yaşamın her tabakası etkilenmişti. Egzotik ürünlerin akını iç ekonomiyi değiştirdiği gibi sanat ve kültürü de değiştirmişti. [Jerry Brotton, The Renaissance: A Very Short Introduction (New York: Oxford University Press, 2006), 23.]

İskenderiye, Şam ve Halep, Venedikli tüccarların ticari aktiviteler için sürekli gittikleri şehirlerdi ve bu şehirler bir süre sonra onlar için o kadar tanıdık hale geldi ki pek az Venedikli misafir bu şehirleri tanımlama ihtiyacı duydu. Bahsedilen şehirlerin pazarları, camileri ve sarayları, ayrıca Venedik şehrinin mimarisini de etkiledi. Örneğin, Rialto isimli pazar yeri esin kaynağını Palazzo Ducale gibi Halep şehrinden almıştı. Julian Raby’nin iddiası şu şekilde:

Orası Avrupalı tüccar ve hacıların Doğu’ya yolculuğa atıldıkları yerdi ve yine orda Doğu’nun malları ve baharatları Batı Avrupa marketleri için limanlara boşaltılıyordu. Böyle bir ticari aktivite, sanatı iki batılı imparatorluğun, Bizans ve Müslüman dünyasının harikalarından etkilenen, Serenissima (Venedik Cumhuriyeti) için hem kültürel hem finansal kazanımlar yarattı. [Julian Raby, Venice, Dürer, and the Oriental Mode, ed. Ernst J. Grube and David Revere McFadden (-: Islamic Art Publications, 1982), 17. ]

Ayrıca ve hatta Venediklilerin gemileri Arap tasarımlarına dayanıyordu. Üç direkli caraveller 15. yy.’ın sonlarına doğru Arap usulü gemilerin tasarımlarına dayanılarak geliştirildi.

Ticaret Rönesans Avrupası için çok daha fazlası demekti. Ticari aktivite geliştikçe, eski usul business yetersiz gelmeye başladı. Egzotik metalar gibi, ticari aktiviteleri yoluyla Avrupalı tüccarlar Doğulu marketlerden İslami usul businessı da ihraç etmişti. 13. yy.’da, Fibonacci adıyla bilinen Leonardo Pisani, Avrupa’ya Hint-Arap sayılarını; toplama, çarpma, çıkarma ve bölme işlemlerini tanıttı. Matematikteki bu yeni gelişme fnans dünyasında yeni gelişmelere yol açtığı gibi daha kompleks yapıların da kurulmasını sağladı. Örneğin, 1397’de Giovanni di Bicci de’ Medici, Floransa’da Medici Bankası’nı kurdu.

tuzluk
Anonim tuzluk, 15.yy.

Son olarak başka bir görmezden gelinen noktaya parmak basalım: Afrika etkisi. Avrupa ve Afrika arasındaki köle ve altın ticaretinin yanında, özellikle Portekizli tüccarlar yeni bir sanat tarzı yarattı: Afro-Portekiz fildişi. Afrika’nın Batı sahillerine yaptıkları yolculuklar boyunca, Portekizliler, güzel oyma eserler ortaya koyan Afrikalı sanatçılarla karşılaştı. Pek çoğu tuzluk olan bu sanat eserleri, Avrupa’da normal insanlardan Medici ailesine kadar pek kişi tarafından kullanılıyordu.

 Referanslar

Brotton, Jerry. The Renaissance Bazaar. New York: Oxford University Press, 2003.

—. The Renaissance: A Very Short Introduction. New York: Oxford University Press, 2006.

Brown, Alison. The Renaissance. Pearson Education Limited, 1999.

Burke, Peter. Avrupa’da Rönesans: Merkezler ve Çeperler. Translated by Uygar Abacı. İstanbul: Literatür, 2003.

Ferguson, Wallace K. The Renaissance. Holt, Rinehart and Winston, 1964.

—. The Renaissance in Historical Thought: Five Centuries of Interpretation. Massachusetts: The Riverside Press, 1948.

Jarnide, Lisa, and Jerry Brotton. Global Interests: Renaissance Art between East and West. London: Reaktion Books, 2000.

MacLean, Gerald. Introduction: Re-Orienting the Renaissance. New York: Palgrave Macmillian, 2005.

Raby, Julian. Venice, Dürer and The Oriental Mode. Edited by Ernst J. Grube and David Revere McFadden. Islamic Art Publications: Italy, 1982.

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s